30 Aralık 2015 Çarşamba

Öfkeliyim

Yazı yazmanın zor günleri ... Nefes almanın, sabretmenin, öfkeyi yutmanın, sabah uyanmanın, akşam uykuya yatmanın ... Yazmak zor, susmak daha zor.

Oysa mevsimlerden sonbahar. Rüzgar başladı akşam üzerleri. Yapraklar renk değiştiriyor, denizler tenhalaştı, şehirlerde telaş, mahalle aralarındaki balkonlarda biberler, patlıcanlar asıldı. Domatesler kaynıyor. Üstelik bayram geliyor.

Vicdansız, kalpsiz, korkak ama hepsinden daha utanmaz bir kirli hesabın içinde evlatlarımızı toprağa veriyoruz bir bir. Boğazımda düğümlenen öfkenin tarifi yok. İçimden geçenleri sayıp dökmek istesem ne derim?

“Terbiye” diye çocuklarımıza öğrettiğimiz kurallara uymak ve duygularını kontrollü biçimde ifade etmektir. Terbiyeli çocuklar kavga etmez, küfretmez, eşyalarını paylaşır, vaktinde yatar, dişlerini fırçalar, ödevlerini yapar, rica eder, teşekkür eder, özür diler.  Sorumluluk alır, değer verir, karar verir. Vicdan geliştirir. Gel gelelim bu ülkede terbiyeli çocuk fazla yetişmez. Biz ya itaatkar robotlar yetiştiririz ya kural tanımaz zorbalar. Öyle ilim, irfan, vicdan, matematik, sorgulama, düşünme, tartışma istemeyiz. Ama asıl sorumluluk sevmeyiz. Ne yaptıklarımızın sorumluluğunu almayı ne sorumluluğu paylaşmayı...

Karşımızda bilmiş çocuk istemeyiz. Anasını babasını sayacak, örfüne aidetine sahip çıkacak. Öyle uzun boylu “niye, neden, nasıl?” deyip canımızı sıkmayacak. Bizi uğraştırmayacak. Bizden fazla bilmeyecek. Kızlarımız börek pişirmeyi bilecek. Oğullarımız da şehit olmaya gidecek. “Düşman kim” sorgulamayacak. Bu savaşı galibi nasıl olunur hiç birimiz düşünmeyeceğiz. Böreğimizi yiyeceğiz efendi gibi, televizyonumuzun tam karşında. Yarışmadır, maçtır, dizidir ne varsa seyredeceğiz. Zaten biz hep “seyirciyiz.”

Batıya tam bağımlı “ara elemanlar” olarak batılı değerlere verip veriştireceğiz. Demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet falan ... Çok dert etmeyeceğiz. Ettiğimiz her küfürde ezikliğimizi unutacağız.. Vicdanımızı çoktan taşere etmiş olduğumuzdan sadece çıkarlarımızı düşüneceğiz. Sosyal medya üzerinden kahramanlığı kimseye bırakmayacak, bir nesil ödemekle bitiremeyeceğimiz dış borcumuzu dert etmeyeceğiz. En az üç çocuk yapacağız ki herkes doktor, mühendis, avukat olmak zorunda hissetmesin kendini... Bu millete asgari ücretle çalışacak adam lazım zira. Çocuklarımızın sağlığı, eğitimi, geleceği tarafını çok düşünmemize gerek yok. Kısmet neyse o olacak. Bize benzemeyenlere düşman olacağız. Hele “seyirci” halimizi yüzümüze vurana, bize ayna tutana...

Terbiyesiz, vicdansız, zorba mahalle kabadayılarına oy vereceğiz. Onlar terbiyesizleştikçe ezilmişliğimizin intikamı almış gibi hissedeceğiz. Hayranlıkla karışık bir itaatle, zorbalıkla  özdeşleşeceğiz. Bize iyi gelecek. Güçlüymüş gibi hissedeceğiz. Söyleneni yapacağız. Duyduğumuza inanacağız. Evlatlarımızın hayatı, sadece kendisine söyleneni yapan bir grup insanın insafına kalacak. Büyük laflar eden adi zorbaların emriyle evlatlarımızı bir bir toprağa vereceğiz. Ama arkasından çok fazla feryat etmeyeceğiz.


Biz zaten hep seyirci değil miyiz?  

"There's condition worse than blindness, and that is, seeing something that isn't there." Thomas Hardy

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder